Parkinson Hastalığı

Parkinson hastalığı toplumda oldukça sık rastlanan, beyinde ilerleyici hücre yıkımı ile giden 

(nörodejeneratif) hastalıklar arasındadır. Hastalık süresince beynimizde bulunan dopaminerjik nöronlar ilerleyici bir şekilde ölmektedirler. Dopamin salgılayan hücrelerin sayısında kayıp %70-80’i aştığında, dopamin eksikliğine bağlı gelişen hastalık belirtileri ortaya çıkmaktadır. Beyinde hastalık, klinik belirtiler ortaya çıkmadan 8-10 yıl önce başlamaktadır. İlk belirtiler çoğu hastada koku alma bozukluğu, hareketli rüyalar görme, kabızlık gibi hareket sistemi ile ilgisi olmayan semptomlardır. Omuz ağrısı, kol ağrısı sık rastladığımız başlangıç belirtileri arasındadır. Hastalığın görülme sıklığı ilerleyen yaşla birlikte artmakta ve 60 yaş üzerinde yaşayan bireylerin %1’den fazlasını etkilemektedir. 

 

Ülkemizde 130 binden fazla Parkinson hastasının bulunduğu ve bu rakama her yıl 10 bin yeni hastanın eklendiği tahmin edilmektedir. Parkinson hastalığının sebepleri arasında genetik yatkınlık ön plana çıkmaktadır. Özellikle 60 yaş öncesi başlayan vakalarda genetik bir sebep bulunma olasılığı daha yüksektir. Genetik sebeplerin bulunmadığı insanların çoğunda gösterilebilen bir sebep yoktur. 

 

Parkinson hastalığının belirtileri nelerdir? 

Parkinson hastalığının en temel belirtileri vücutta titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda katılık ve denge bozukluklarıdır. Hastalar arasında en başta fark edilen ve bilinen belirti titremedir. Titreme ellerde olabileceği gibi, baş, boyun, dil, çene ve bacakta da olabilir. Vücuttaki titremenin pek çok sebebi olabilir. Parkinson dışı titreme sebebi hastalıklar da oldukça sıktır. Parkinson hastalığına özgü titreme, daha çok istirahatte ortaya çıkan bir titremedir. İstirahatte gözlenen para sayma şeklindeki bir titreme Parkinson hastalığına özgü kabul edilmektedir.  Ancak ayrım, bazı hastalarda oldukça zor olabilmektedir. Tecrübeli bir Nöroloji uzmanı tarafından muayene ile sebep ortaya konabilir. 

Parkinson hastalığını düşündüren diğer belirtiler arasında özellikle bir vücut yarısında izlenen yavaşlama ve katılık sayılabilir. Hastalığın başlangıcında omuz ağrısı, kol ağrısı gibi şikâyetlere sıkça rastlanmaktadır. Ardından yürüyüş bozuklukları eklenmekte, hastalar öne eğilmiş, küçük adımlarla tipik bir yürüyüşe sahip olmaktadır. 

 

Tanı öncesi Parkinson hastalığı ile karışan diğer Nörolojik hastalıklar öncelikle mutlaka araştırılıp dışlanmalıdır. Parkinson belirtilerine ek olarak başka özellikleri barındıran bir grup hastalık ‘Parkinson artı sendromlar’ olarak bilinmektedir. Bu sendromlar biraz daha hızlı seyirli ve çoğu zaman erken dönemde düşmeler ile başlamaktadır. Bu ayrım tedavi seçenekleri açısından da oldukça önemlidir. Tüm Parkinson hastalarının birbirinin aynı olduğu sanılmamalıdır. Tecrübeli ve diğer nadir sendromlar hakkında bilgi sahibi Hareket Bozuklukları uzmanlarının muayeneleri ile sendromlar doğru tanınabilmektedir. 

Tanıdan sonra ise hasta ve yakınları ile bu durum açıkça paylaşılmalıdır. Hastalığın nasıl ilerleme gösterebileceği, nelere dikkat edilmesi gerektiği, hastaları nasıl bir gelecek beklediği tartışılmalıdır. Tanı çoğu hasta için ürkütücüdür. Elbette hiçbirimiz Parkinson Hastalığına sahip olmak istemeyiz ve tanıdan sonra üzülmek, korkmak, hayal kırıklığına ve bazen umutsuzluğa kapılmak doğal karşılanmalıdır. Fakat bu durum bir süre devam ettikten sonra yerini kabullenmeye bırakırsa sonuçlar hasta için daha iyi olmaktadır. 

Kabullenme geciktiğinde tedavide aksamalar, maddi manevi pek çok kayba neden olabilmektedir. 

İlk başta, erken evrede hastalara uygun ilaçlarla tedaviye başlanmaktadır. Hastalık ilerlerse, ilaç tedavisi hastanın durumuna göre yeniden düzenlenerek uzun yıllar boyunca hastaları aktif, çalışabilir şekilde tutmak mümkün olmaktadır. İlaçlar ile şikâyetler gerilemektedir ve uzun dönem çalışmalarında ilaç kullanan bireylerde hastalığın çok daha iyi seyrettiği gösterilmiştir. Biz tedavide çoğu zaman levodopa denilen, vücudumuzda dopamine dönüşen bir molekülü veriyoruz. Veya vücutta dopamin salgılanmasını artırıcı ilaçlar kullanıyoruz. Dolayısı ile eksik olanı yerine koyma tedavisi yapıyoruz. 

Hastalığın ilerlemesi çoğu zaman yavaş seyretmektedir ve ortalama 15 yıl civarı bir sürede ileri evre aşamaya geçebilmektedir. Yani Parkinson hastalığı çok umutsuz olduğumuz bir hastalık değildir. İleri ve orta evre hastalar cerrahi tedavi (beyin pili) ve mide tüpü ile ilaç uygulaması gibi seçeneklerden fayda görmektedirler. Hastalarda ameliyat kararı vermeden önce mutlaka ilaç tedavilerini düzenliyorum. İlaçlar ile iyilik hali sağladığımız hastaların çoğunda ameliyat düşünülmemelidir. 

Parkinson hastalığı nöroloji pratiğimizde, tedavi ile belirgin fayda sağladığımız, çok fazla ilacı ve tedavi seçeneğinin bulunduğu bir hastalık durumundadır. Hastaların Parkinson hastalığı konusunda uzmanlaşmış bir nöroloji uzmanı tarafından takip edilmeleri gereklidir. İyi tedavi ve takip edilen hastaların, uzun dönemde daha iyi bir seyir ve fonksiyonellik gösterdikleri bilinmektedir. 

Parkinson doktoru hem hastasına uygun bilimsel, güncel tedaviyi sağlamalı hem de hastanın riskli ve pahalı ama gereksiz veya bilimsel olmayan girişim ve tedavilerden, ailenin ağır ekonomik kayıplar yaşamasını önlemelidir. Gerçekten de insanlar hasta olduklarında pek çok şeyi iyileşmek hayali ile gözden çıkarabilmektedir. Biz Parkinson hastaları ile aile gibi olduğumuz için, yıllara dayalı bir güven ilişkisi kurabiliyoruz. Ve bu sayede uzun yıllar takip ettiğimiz hastaları ekonomik anlamda da korumaya çalışıyoruz. Tüm Parkinson ilaçları ve tedavileri uygun hastalarda SGK tarafından ödenmektedir.  

Kök hücre nakli gibi olmadık, işe yaramayan, oldukça pahalı ve riskli tedavilerden hastayı korumanın da oldukça önemli olduğuna inanıyorum. 



Doç. Dr. Osman Özgür Yalın



© Copyright – All right reserved.