Demans - Alzheimer Hastalığı

Beyin fonksiyonlarımızın en gelişmiş olanları dış dünyadan gelen bilgiyi öğrenmemizi sağlayan bellek; konuşma, anlama, okuma ve yazma fonksiyonlarımızı sağlayan lisan; yer-yön bulmamızı sağlayan görsel uzamsal fonksiyonlar gibi fonksiyonlardır. Bu alanlardan birden fazlasının yavaş, ilerleyici bir şekilde bozulmasına ‘demans’ denilmektedir. Demans kelimesi Türkçeye bunama olarak çevrilebilir. Demans diyebilmemiz için beynimizin kazanılmış fonksiyonlarının sonradan yitirilmesi ve ilerleyici bir tablo olması gereklidir. 

Demans hastalarının %70’den çoğunu Alzheimer hastaları oluşturmaktadır.  Başka bir ifade ile Alzheimer hastalığı pek çok demans sebebi hastalıktan sadece biridir. Tüm demans sebeplerinin en sık gözlenenidir ve bazı özellikleri ile diğer demans sebebi hastalıklardan ayırt edilebilmektedir. Frontotemporal demans, Beyin damar hastalıklarına bağlı Vaskuler Demans, Parkinson hastalığı belirtileri ile birlikte giden Lewy Cisimcikli Demans gibi pek çok daha az rastlanan demans sebebi hastalık bulunmaktadır. Bu hastalıkların birbirlerinden ayrımı tanıdan önce yapılmalıdır çünkü tedavi ve seyirde farklılıklar bulunmaktadır. Bu yazıda temel olarak Alzheimer hastalığının özellikleri üzerinde duracağım. 

Alzheimer hastalığı genelde ileri yaş hastalığı olarak bilinmektedir. Alzheimer hastalığı gençlerde gözlenebilmesine rağmen hastalığın görülme sıklığı ortalama yaşam süresi uzadıkça artmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşik Devletler Hastalık Kontrol ve Korunma Birliği yaşlı nüfus sayısının 2030 yılında bir milyara ulaşacağını tahmin etmektedir. Alzheimer hastası sayısının dünya genelinde 2050 yılında 130 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Ülkemizde Alzheimer hastası sayısı nüfusun yaşlanması ile son 20 yılda çok fazla artmıştır ve son istatistiklere göre ülkemizde 600 binden fazla demans hastasının bulunduğu bilinmektedir. Alzheimer hastalığı sıklığında yaşanan, salgın hastalık benzeri bu artışın sebebi dünya nüfusunun hızla yaşlanmasıdır. Hastalık özellikle 60 yaş sonrasında giderek artan bir sıklıkta ortaya çıkmakta, 60 yaş üstü nüfusta yüzde 5 olan sıklığı, 70’li yaşlarda yüzde 15 ve 80 yaş üstünde yüzde 30 üzerine çıkmaktadır. Yani 80 yaş üstü yaşayan her üç kişiden biri Alzheimer hastalığına yakalanmaktadır. 

Alzheimer hastalığında beyinde ortaya çıkan sorun hücre içi ve hücre dışında biriken bazı proteinler yüzünden beyin dokusunda hücre (nöron) kaybıdır. Hücre dışında, yani hücreler arası boşlukta amiloid plaklar ve hücre içinde nörofibriler yumaklar oluşmaktadır. Bu birikim giderek artarak hücre kaybı ve beyin küçülmesi ile sonuçlanır. Alzheimer hastalığında gözlenen bu hücre kaybı çoğu zaman beynin bir bölgesinde, özellikle bellek yani hafıza ile ilgili bölgesinde başlayıp giderek ilerlemektedir. İşte bu yüzden hastalığın belirtileri de yıllar içerisinde ilerleyici bir fonksiyon kaybı ile seyretmektedir.

Alzheimer hastalığının ilk açık belirtisi unutkanlıktır. Aslında bu bilinen şeylerin unutulmasından önce ilk olarak bir öğrenme güçlüğü şeklinde başlar. Hastalar bu durumu çoğu zaman fark etmezler ve kabul etmezler. ‘Benim bir şeyim yok. Zorla getirdiler. Israr ettiler.’ Benzeri ifadeleri hastalarımızdan duymaya çok alışkınız. Hasta tipik olarak yeni şeyleri öğrenemez. Kayıt belleği (limbik lob ve entorhinal korteks) ilk ve en ağır etkilenen beyin bölgesi olduğu için yeni bilgiler kaydedilemez. Teybin kayıt düğmesi bozulmuştur. Hasta aynı şeyleri tekrar sorar. Bir daha sorar. Eskileri çok iyi hatırladığı halde yeni şeyleri, günlük olayları unutur. Hatırlayamaz. İşte bu belirtilerden bahsediyorsa bir hasta yakını; bu bizim için en değerli bulgudur. Unutkanlık şikâyeti zamanla artar. Yeni bilgilerin yanında yıllar içerisinde eski bilgiler de unutulmaya başlanır. Erken evrede hastalar günlük işlerini ve yaşam aktivitelerini kendileri yapabiliyorken, yıllar geçtikçe desteğe ihtiyaç duyarlar. Seyir çoğu hastada her 3-5 yıl içerisinde bir evre ilerleme eğilimindedir. Bir ölçeğe göre hastaları erken evre, orta evre, orta-ileri ve ileri evre olmak üzere 4 evrede değerlendiriyoruz. Orta evreden itibaren muhakeme yeteneği bozulmaktadır. Kaybolma, kıyafet giymekte zorlanma, uzak tanıdıkların unutulması orta evrenin özellikleridir. Bu sırada sıklıkla tabloya uykusuzluk, gece uykularının bölünmesi, davranış problemleri, ilgi kaybı, bazen sinirlilik, gerginlik, hayaller görme gibi belirtiler eklenir. Bazan davranışsal belirtiler ön plandadır ve bunlar esas bakıcı yükünü artıran faktörler halini alabilir. Orta evreden sonra günlük yaşam aktiviteleri giderek ilerleyici bir şekilde bozulur. Son evrede hasta konuşamaz, yemek yiyemez, idrar ve gaita kontrolünü kaybetmiş, yürüyemez yatağa bağımlı hale gelir. 

İlk tanıdan itibaren ilaç tedavisi başlanması önemlidir. Hastalığın kesin bir çözümü yoktur ama ilaç tedavileri ile süreç yavaşlatılabilir. Hastalığın tanısından itibaren Nöroloji takibi pek çok açıdan gereklidir. Tedavide hastalığı yavaşlatıcı ilaçların orta düzeyde ama kesin bir etkisi vardır. Davranışsal belirtiler için ilaç kullanmak gerekebilmektedir.

Alzheimer hastamıza nasıl davranmalıyız?

*Alzheimer hastalarının çoğu karanlıktan korkarlar. Koridor için gece lambaları kullanılması yararlı olabilir. Gündüz uyanıklık sürelerinin uzun tutulması, gece uyku kalitesinin artırılmasına yardımcı olabilir. Gündüz onları uyanık tutacak bir faaliyet yararlı olabilir. Yalnız bir odada kalmak yerine sizinle birlikte yaşamın içinde kalması onlar için çok değerlidir.

*Alzheimer hastalığı utanılacak bir durum değil. Bir hastalıktır. Bunu herkese söyleyin ve normal dışı veya toplum ahlakına uymayabilecek sözleri ve davranışları anlayışla karşılamalarını isteyin. İnsanlar bunu anlayışla karşılayacaktır. Kimsenin durumu alaya almaya, yaşanılan acıyı küçük görmeye, ayıplamaya hakkı yoktur. Bunu onlara anlatın, suçlu aramayı bırakın. Muhtemelen anlayacaklardır. 

*Büyüklerimiz ile hastalıkları yüzünden yaptıkları yanlışlar nedeni ile alay edilmesine izin vermeyin. Buna şiddetle karşı çıkın. Hepimiz bir gün bu hastalığa yakalanabiliriz. Her insan, yaratılanların en üstünü olarak, tam ve mutlak bir saygınlığı her zaman hak eder. Haklarını koruyamayan hastalarımızın yanında olun. Bizler de Nöroloji uzmanları olarak sizi anlamaya ve acınızı hafifletmek için yanınızdayız. 

*Orta-erken evrede dahi hastalarımız kaybolabilir. Bu durum genelde beklenmedik bir anda gerçekleşir. O yüzden erken dönemde hastanın cüzdanına telefon, adres ve diğer bilgilerin yazılması iyi olur. Mümkünse izlem cihazları kullanılması kaybolma konusunda iyi bir çözüm olabilir. 

*Alzheimer hastaları yer değişikliğini çok sevmezler, zaten güçlükle alışabildikleri ortamları değişince adapte olmaları çok daha güç olur. Bu pek istenen bir durum değildir. Süreci hızlandırabilir. Hastane yatışları unutkanlığı artırabilir. Mümkün olduğunca evlerinde, alıştıkları ortamda tedavi edilmelerini isteriz. 

*Anestezi bazı hastalarda hastalığın beş yılda geleceği noktaya birkaç saatte gelmesi gibi kalıcı ani kötüleşmelere sebep olabilmektedir. Zorunlu olmayan ameliyatlardan kaçınmak gereklidir. Zorunlu bir ameliyat planlanıyorsa bölgesel anestezi tercih edilmelidir. 
* Hastalar genelde beyinde yoğun bir hücre kaybı olduğu için kendileri bir davranış kalıbı geliştirmezler. Çoğu zaman bakıcının hareketlerini yansıtırlar. Dolayısı ile bakım veren hasta yakını veya bakıcı sinirli, gergin ise daha sinirli olma eğilimindedirler. Evet sabırsızdırlar, çünkü sabretmemizi sağlayan ilgili beyin hücrelerini ve bağlantılarını günden güne kaybetmektedirler. Gece 8 saat uykusu giderek bölük pörçük bir hal alır. Uyku merkezindeki gece uykusunun devamını sağlayan nöronlar ölmektedirler. Yani bunları bilerek yapmadığı gibi, hastanın telkin veya öğüt ile yeni şeyleri ve becerileri öğrenme kapasitesi de büyük ölçüde yok olmuştur. 

* Bunları yazmak veya söylemek kolay ama yaşamak oldukça zor ve yıpratıcıdır. Hasta ile ilgilenen, aynı evi paylaşan yakınlarının da psikolojik destek almaları ve kendilerini ve çekirdek ailelerini ihmal etmemeleri oldukça önemlidir. Bir yangın çıkmıştır evet, ama yangını büyütmenin kimseye bir faydası yoktur. Sabırlı ve istikrarlı olmak çok önemlidir. Bu durum kimsenin suçu değildir. 

* Hastalara bulmaca çözmeleri, kitap okumaları, bir şeyler öğrenmeye çalışmaları, yeni hobiler edinmeleri, faal olmaya çalışmaları hep önerilir. Ama burada kritik nokta bu konuda baskı yapmamaktır. Yapmak istemediği şeylere büyüklerimizi zorlayamayız, 80 yaşındaki ananemize yeni bir kişilik kazandıramayız. O öyleyse biz ne dersek diyelim öyle olacaktır. İnatlaşmak yerine anlamaya çalışmalıyız. Bu hastalar pek çok şeye ilgilerini kaybedeler. Buna ‘Apati’ diyoruz. Alzheimer hastalığında bu çok sık rastlanan bir belirtidir. İlaçlara bazen yanıt verebilir. Ama telkin ile düzelmez. Baskı bakıcıyı da, hastayı da yıpratır. Ne kadar mutluluk o kadar iyi diyorum ben hasta yakınlarına. 

* Beslenme önemlidir. Beslenme bozuklukları ve kilo kaybı süreci hızlandırır. Diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, böbrek hastalıkları gibi bazı rahatsızlıklarda diyet çok önemlidir. Ama Alzheimer hastalığı tanı aldıktan sonra diyet ile seyri değiştirilebilecek bir durum değildir. Basında yazılan çizilen pek çok takviye gıda, suplement, vitamin, balık yağı, koenzim Q gibi pek çok öneri sürekli gündemde tutulmaktadır. Bu maddelerin üretici ve pazarlamacılarına elbette yararları vardır. Ama hastalarımız için bu tip takviye ilaçların yararı olduğuna dair elimizde yeterli kanıt yoktur. Ben doktor olduğum için hastalarıma sadece tıbben kanıtlanmış ilaçları önerebilirim. İlaç grubunda olmayan, tarım bakanlığı onaylı maddelerin hekimler tarafından önerilmesini de çok etik bulmuyorum. Kalp ve beyin damar hastalıkları için bugün en geçerli diyet olan Akdeniz tipi beslenme en ideal beslenme tipidir. Balık ve zeytinyağı, lifli meyve, sebze ve yeşilden zengin bir beslenme tipi hepimiz için iyi olduğu gibi Alzheimer hastaları için de ideal beslenme tipidir. Beslenme alışkanlıklarını yetmiş, seksen yıldır yaşayan ve belirli bir düzene oturtmuş bir Alzheimer hastasına şunu yiyeceksin, şunu yemeyeceksin diye çocukları tarafından baskı yapılması bence büyük bir haksızlıktır. Çünkü zaten unutur öğrenemez, canının istediği, sevdiği yiyeceklerini ne kadar ömrü kaldığını bilmediğimiz büyüklerimizden saklamamız iyi olur mu? Bilmiyorum.   

*Beslenme konusundaki esas önemli sorunlar orta evreden sonra başlamaktadır. Yeterli beslenememe ve kilo kaybı çok sık karşılaştığımız bir problemdir. Hiç istemiyoruz ve sevmiyoruz ileri yaşlarda hızlı kilo kaybını. Alzheimer hastalarının hızlı kilo kaybetmeleri ciddi anlamda risklidir. Hastalığı hızlandırır. Eğer ağızdan yutabiliyor ve beslenirken sık öksürmüyor, boğazına kaçırmıyorsa kilo kaybı olan Alzheimer hastalarına ağızdan kaşık mamalarını takviye verilmelidir. 

* Orta- ileri evre hastalarda artık yutma problemi ne yazık ki başlamaktadır. Bunu yemek yerken öksürme ile fark edebiliriz. Yiyecekler boğazına kaçıyor ve katı gıdaları veya su gibi sıvıları sıklıkla boğazına kaçırmaya başlıyor hastalar. Mutlaka oturur pozisyonda yemek yedirilmeli, yatarken ağızdan hiçbir şey verilmemelidir. Kilo kaybı ve sık öksürmeler varsa mutlaka mideden beslenme tüpü (Gastrostomi) takılmalıdır. 

*Gastrostomi tüpleri endoskobik küçük bir cerrrahi işlem ile takılmaktadır. Düşük te olsa riskleri olan bir işlemdir. Tüp bakımı zannedildiği kadar zor değildir. Meslek hayatım boyunca bu işlem sırasında veya enfeksiyonundan, çekilip çıkarılması gibi sebeplerle hiç kaybedilen hasta görmedim. Ama aspirasyon nedeni ile pek çok hastamı kaybettik. Boğazına yiyecekler kaçıyorsa hasta aspire ediyordur. Öksürük ile bu anlaşılabilir. Aspirasyon akciğer iltihabına neden olmaktadır. Aspirasyona bağlı zatürre (Aspirasyon pnömonisi) ciddi bir durumdur ve ölüm riski yüksektir. Ha keza hastalığın kilo kaybı ile ilerlemesi ve hızlanması çok sık rastladığımız bir tablodur. Ayrıca hastaların aç kalması bence çok üzücü bir şeş, açlık çok zor bir his değil mi? Aç kalıyorlar. Hasta yakınları veya bakıcıları aç kalmasın diye saatlerce yavaş yavaş hastalarını beslemeye çalışıyorlar. Pek çok açıdan gastrostomi tüpleri yararı risklerini kat kat aşan, gerektiğinde beklenmeden yapılması önerilen bir işlemdir. Nöroloji uzmanı tarafından uygun görülen hastalarda geciktirilmeden yapılmalıdır. 

*İleri evre hastalarda bir diğer önemli nokta yatak yaralarıdır. Yatak yaralarının oluşmaması ve iyileşmesi için iyi bir beslenme şarttır. Ayrıca havalı yatak ve sık pozisyon değişimi, sırt ve kalçaya doktor önerisi ile yara önleyici kremlerin kullanılması faydalıdır. 

*Enfeksiyonlar orta ve ileri evre hastalarda çok sıktır. Aspirasyon pnömonisinden bahsettim. İdrar yolu enfeksiyonları da sık rastlanan bir problemdir. Erken evre hastalarda bile enfeksiyonlar Alzheimer hastalarında sessiz olabilir. Ateş olmaz mesela, huzursuzluk, sinirlilik, uykusuzluk, unutkanlıkta artış, sürekli uykululuk sessiz bir idrar yolu enfeksiyonundan kaynaklanabilir. Bu yüzden ani kötüleşmelerde kan değerleri, idrar tetkiki ve kültürünü ben önemsiyorum. Sondalı hastalarda, ister prezervatif sonda, ister mesane sondası ikisi de enfeksiyon riskini artırmaktadır. Belirli aralıklarla değiştirilmeleri gereklidir. 

* Düşme bu hastalarda çok sıktır ve kalça kırığı önemli ölüm veya hastanede kalma ağır hastalık riskleri taşır. Düşmeler için mutlaka önlem alınmalıdır. 

* İlaçların düzenli kullanımı ve hiç değilse 6 ay aralarla Nöroloji doktoru takibi yapılmalıdır. 

 

Alzheimer hastalığından nasıl korunabiliriz?

Herkes için olmasa da pek çok insan için Alzheimer hastalığı başlangıç yaşı geciktirilebilir veya önlenebilir. Erken başlangıçlı genetik geçişli hastaları saymazsak genetik bir yatkınlık olsa bile, ailede Alzheimer hastalığı olması riski biraz artırabilir. Sizin de Anne babanız gibi Alzheimer hastalığına ileride yakalanma riskiniz belki aile öyküsü olmayan aynı yaştaki bir bireye göre 1,5 kat fazladır. Ama bu risk artışı düşünüldüğü kadar fazla değildir. 

Alzheimer hastalığı belirtileri görülmeden on yıllar önce hücresel değişiklikler beynimizde başlamaktadır. Hastalığın başladıktan sonra durdurulması veya geriye döndürülmesi, yani tam şifa mümkün değildir ancak hastalık başlamadan on yıllar önce alınacak önlemler, bir takım yaşam tarzı değişiklikleri ile gelişiminin önüne geçilebilir. Alzheimer hastalarının üçte birden fazlasının basit önlemler ile önlenebileceği tahmin edilmektedir. Bunun için izlenecek yol hastalık için geçerli risk faktörlerinin tespiti ve değiştirilebilir risk faktörlerinin ortadan kaldırılmasıdır. 

Sağlıklı bir beyin için sağlıklı bir damar ağı gereklidir. Kalp damar sağlığı için zararlı hemen her şey Alzheimer hastalığı riskini de artırmaktadır. Sigara kullanımı Alzheimer hastalığı riskini 2 kattan fazla artırmaktadır. Alkol kullanımı ile ilgili kalp damar hastalıkları için hafif alkol alımının koruyucu olabileceğini gösteren çalışmalar olsa da, alkol hem Alzheimer hastalığı, hem de alkolik demans gelişimi riskini artırmaktadır. Alkol kullanımı ile ilgili aslında Dünya Sağlık Örgütü ile benzer şekilde biz hekimlerin görüşü açık ve nettir. 

Alkol insan sağlığı için zararlı, bağımlılık riski taşıyan keyif verici maddelerden biridir. 

Hiç tartışmasız bu açık ve nettir. Alkol kalp damar sağlığı için koruyucudur iddiaları, Fransız şarabı ve Fransız paradoksu diye bir şey var şeklindeki aksi iddialar bulunsa bile alkol ile ilgili genel tıbbi görüş budur. Alkol kullanımı Alzheimer hastalığı gelişimi riskini artırır. 

Obezite, hipertansiyon ve diyabet (şeker hastalığı) birbirine bağlı pek çok hastalığın gelişim riskini artırmaktadır. Bunlar içerisinde Alzheimer hastalığı riskini en çok artıran risk faktörü diyabettir. Şeker hastalığı varlığında gelişen unutkanlıkta ben hastalarımı özellikle daha bir dikkatli ve yakın izliyorum. Obezitenin önüne geçilmesi diyet kontrolü ve egzersiz ile mümkündür. Obezite hem diyabet, hem hipertansiyon gelişimi için en önemli risk faktörlerindendir. Fiziksel egzersiz, özellikle yaş ile uyumlu aerobik egzersiz kilo kontrolü, diyabet ve hipertansiyon gelişimi için koruyucudur. Açık havada yapılacak düzenli yürüyüşler D vitamini düzeyini de artırarak olumlu etki gösterir. 

Eğitim, fiziksel ve sosyal aktif bir yaşam Alzheimer hastalığı gelişiminden koruyucudur. Yüksek eğitim düzeyi en önemli koruyucu unsurların başında gelmektedir. İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal yönümüz sağlığımız açısından hemen her yönden besleyici bir vitamin etkisi göstermektedir. Yalnız yaşam, izolasyon, sosyal hayattan uzak, içe dönük bir yaşam Alzheimer hastalığı riskini artırmaktadır. İnsanlar ile iletişimin fiziksel, yüz yüze arkadaşlıkların Azlheimer gelişiminden koruyucu olduğunu biliyoruz. Sosyal medya veya telefon yolu ile değil yüz yüze temas ile oluşan faaliyetler çok değerlidir. Belki emekli olduktan sonra ortaya çıkan boşluğu geliri getirici değilse bile başka bir sosyal ortama, derneğe veya vakıf faaliyetlerine katılım ile zenginleştirmek depresyon ve hareketsizlik ile ortaya çıkabilecek pek çok sağlık probleminin önüne geçebilir. Bir dernekte sosyal faaliyetlerde bulunmak, kamu yararına gönüllü işlerde çalışmak sadece yardıma ihtiyacı olan insanlar için altın değerinde bir yarar sağlamakla kalmaz, fakat aynı zamanda emeklilik bunalımına girmenizi önleyerek sizin hayatınıza ve sağlığınıza da çok ciddi katkılarda bulunabilir. 

Bir insan yalnız da yaşayabilir, eşini kaybetmiş, ayrılmış, hiç evlenmemiş, çocukları başka şehirlere yerleşmiş, kendi dertleri ile uğraşıyor olabilirler yahut hiç çocuğu da olmayabilir. Tüm bunlar, hiç birisi bir insanın yalnız bir yaşama muhtaç olduğunu göstermez. Sabah kalkıp kahvaltısını yaptıktan sonra dışarıya, çocuk parkına yürüyüşe çıkılabilir. Orada etrafa bakarken, bir kafede kendi yaşına yakın birkaç insana yakın bir masaya oturup kulak misafiri olur ilk başta. Sonraki gün gene aynı insanlar belki aynı yerlerde oturuyorlardır. Biraz yaklaşıp tanışabilir. Kafede mutlaka bir garson gelecektir sipariş almak için onunla tanışır sohbet etmeye başlayabilir. Sonra dönerken bir banka oturup etrafı çiçekleri, böcekleri, geçen arabaları izleyebilir. Bir marketten alışveriş yaparken kasiyerle kısa bir sohbet edip adını sorartanışır. Sonra kasaptan kıyma alırken, kısa bir sohbet hem kasap, hem de sizin için iyi gelecektir. Birkaç şeker cebinizde sürekli taşırsanız illa ki sokakta oynayan çocukları gördüğünüzde onlara verebilirsiniz. İsimlerini sorar, tanışır sohbet edebilirsiniz. Çocuklar böyle sohbetleri severler. Bu ve benzeri pek çok fırsat size kendinizi iyi hissettirebilir. Ve hemen hepsi bedavadır. Bu tip dışa dönük, sevgi dolu bir yaşam dopdolu bir yaşamdır. Etrafındaki canlılara, ağaçlara, kuşlara, kedilere ve evet bizzat illa ki kendimiz gibi insanlara verdiğimiz sevgimiz bize mutlaka bir nevi iyileştirici, sihirli bir güç olarak dönecektir. Sevgi doğanın sihirli anahtarıdır. Etrafınız kötü insanlarla çevrili değil. Korkmayın. Doğanın kanunudur bu. Montaigne şöyle demiştir. ‘Doğa ana bize bir iyilik yapmış ve sağlığımıza iyi gelen şeyleri aynı zamanda zevkli bir hale getirmiştir.’ 

Yani işin özü şu ki evde birilerinin sizi aramasını telefonun başucunda bekleyip durmayı, sosyal medyada kimin ne yaşadığını takip etmeyi bırakıp dışarı çıkmanız beyin sağlığınız için yararlıdır. Çıkın dışarı alın, verin. Toplum mutlaka alıcıdır, sizden bir şeyler alır. Ama Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre bu aynı zamanda bir veriştir. Toplum ve insanlar ile yapılan iletişim karşılıklı bir iletişim ve alış veriştir. Sosyal hayatta insan sürekli bir şeyler alır ve verir. Size başka insanlar pek çok şey öğretebilir, size pek çok şey katabilir. Sosyal bir hayat yaşamak için tatil planları yapmanıza gerek yok. İhtiyacınız olan her şey, muhtemelen evinizin karşı sokağında duruyor. Çıkın ve yaşayın. 

Depresyon bazan Alzheimer öncüsü olabilir. Biyolojik kökenli bir içe kapanmayı Alzheimer hastalarında başlangıç belirtilerinden bile önce görebiliyoruz. Böyle olsa da, olmasa da tıbbi destek yararlı olacaktır. İleri yaş depresyonları her zaman Alzheimer hastalığı gelişimi riskini artırırlar. Psikiyatr desteği ile ilaç ve psikososyal destek alarak tedavi başlanmalıdır. Bu sayede ileride gelişecek Alzheimer hastalığı geciktirilebilir veya önüne geçilebilir. 

Başlangıç ile bitirelim. Beynimizin çalışması için dış dünyadan bilgi, girdi gelmesi gerekir. Bilgi arayan insanlara yararlı olması dileklerimle.

Sağlıkla kalalım. 

© Copyright – All right reserved.